virginia woolf, 1882 yilinda londra'da dogdu. hiç okula gitmedi, evde egitim gördü.
1929'da yayimlanan kendine ait bir oda isimli kitabi ile adini dünyaya duyurdu. dalgalar, deniz feneri, orlando en ünlü romanlari arasindadir.
virginia woolf, 28 mart 1941'de intihar etti. daha önce de birkaç kez intihara kalkismisti. kocasina biraktigi mektupta "senin yasamini berbat etmeye devam edemem" "yapabilecegim en dogru seyi yapiyorum. bundan böyle savasamam." diyordu.
ceplerine tas doldurup ouse irmagina atladi. yüzme bilmiyordu.
virginia woolf'un dama taşları
ceplerine çakıl taşlarını doldurup
kendini ouse ırmağı'na atan
ikiz kız kardeşi kader'in...
en diplerine varmak istedin bunu yaparken,
en diplerine
ruhumuzda olup bitenlerin
seni incittiler mi
oyunlara sürdüğün kahramanlar
-ispermeçet mumundan
ya da selüloz hamurundan-
sensiz yaşamayı bilemediler mi,
gösterişli buhranları salyalı esrimeleriyle
hoppalıklarıyla hazımsızlıklarıyla...
yüzleri vardı ruhları vardı,
bedenleri yoktu.
lsimleri künyeleri belliydi
-çiçek isimleri gibi-
ama cinsiyetleri yoktu.
ne yapsan hangi kalıba döksen,
hangi boyayı sürsen hangi
eczayı denesen
mucize olmuyordu,
sana benziyorlardı.
ve taşlar vardı daha küçük
taşlar vardı
kaderin dipte çağıldattığı,
belleğin menfezlere doğru ittiği
çığlıklı çıngıraklı
erguvan alabaster ya da safran rengi
kozmik melankoşi serpintileri;
ölümün sert içkisinden başka
hiçbir muhayyilenin eritemediği...
sözcükler... onlar her zaman yetersizdi;
tüy gibi hafıftiler;
mağmanın yüzeyine çekiyorlardı seni,
katman katman uykunun ve şiirin,
o her şeyi gören körlüğün:
yaratıcı saflığın,
dehanın yüzeyine
ve imgeler...
kanın koşturduğu haber
en uzak yıldıza,
en yalnız meleğe;
düşüncenin çıkardığı muteal çınlamalar
kafa kemiklerimizde:
kurtların böceklerin kabirde
son kırıntıları sindirip son
vıdı vıdıları deşifre
etmesinden -ve yaşanmış, paylaşılmış
ya da gizlenmiş her şeyin
ama her şeyin bilinmesinden
sonra bile
kemiklerimizde,
kemiklerimizin ununda
duymaya devam edeceğimiz sesler...
sen o hazin sesleri
diyapazon gibi
çınlatarak
çıkarmak istedin
kafa kemiklerimizden.
alçıdan yüzlerimizi,
köpükten tenlerimizi,
kabuklarımızı dikenlerimizi
uyurgezer oyunlarda bırakıp
diplerde çağıldayan
büyük hayat'a
katılmak istedin...
söylenecek söz bırakmadm ardında;
ceplerine çakıl taşlarını doldurup
kendini ouse ırmağı'na atmanın,
o eşsiz dahiyane fınalin
bize düşündürdüklerinden başka...
cahit koytak
"...düşündüğümüzü tam olarak yazma yürekliliği ve özgürlüğüne sahip olursak; biraz olsun ortak oturma odasından uzaklaşıp insanları her zaman birbirleriyle olan ilişkileriyle değil ama gerçeklikle olan ilişkileri çerçevesinde görebilirsek; ve gökyüzünü ağaçları ya da kendi içinde varolan herhangi bir şeyi de böyle görebilirsek; milton'un gulyabanisinin ardına bakabilirsek; çünkü hiç kimse görüş alanımızı kapamamalı; ve gerçeği göğüslersek, çünkü şu bir gerçektir ki tutunacak bir kol yoktur ve tek başımıza yol alırız ve yalnızca kadınların ve erkeklerin dünyasıyla değil, gerçeklikle ilişki içindeyizdir; o zaman beklediğimiz olanak doğacak ve shakespeare'in kız kardeşi olan beklediğimiz ölü ozan, bir çok kez toprağa yatırdığı bedenine bürünecektir."
kendine ait bir oda
virginia woolf'u 2002 yapımı the hours (yönetmen: stephen daldry) filminde nicole kidman canlandırdı. filmde kidman'ın başarısı bir yana, dvd'nin woolf'un hakkında çarpıcı ayrıntılara yer vermesi de çok hoş.