gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



gezgin » "sylvia plath"

notlar

4 / 10 not | tümü
sylvia için yapılan film hakkında...


manik depresif aşırı tutkulu ve intihar bağımlısı bir kadın yazar – şair “sylvia plath”.
ondaki intihar tutkusu “ölmek bir sanattır.” sözüyle hep kendini açığa vurur. hal böyle olunca da hollywood’da bu balta girmemiş ormana girmek için zaman kaybetmemeliydi ve nitekim de öyle oldu.

“sylvia plath”in, kocası tarafından boynuzlanmaktan, çocuk bakmaktan ve kavga etmekten ne zaman vakit bulup yazı yazdığını merak ettiren bir film olmuş...

evet bu filmde “sylvia”nın ne zaman vakit bulup da şiirlerini yazdığını anlamak oldukça zor...
filmin kötü adamı “ted hudges”un da başlıca meşgalesi karısını boynuzlamak çocuk bakmamak ve karısının çığlıklarına maruz kalmak olmuş...


kısacası film hayatı bir kaleme indirgemiş ve yaşamakta olduğumuz hayata, “sylvia plath”in hayatına bana göre saygısızlık etmiş.

bu filmde evlenme, çocuk doğurma, aldatılma, boşanma durumlarının hepsi var da bizim edebiyat kültü saydığımız “sylvia plath” nerede? ben onu görmedim.

film insanın aklına ister istemez “the hours”u getiriyor, malzeme olarak “virginia woolf” un kullanıldığı bence “sylvia”ya göre çok daha başarılı bir filmdi ya neyse, şimdi ise “sylvia plath”la uğraşma vakti gelmiş. ellerinde depresif intihara yatkın bir kadın edebiyatçı daha var mı onu da merak ediyorum doğrusu?

“sylvia” filminin sonunda, hayat hikayesini izlediğini sandığınız şairle ilgili bir iki paragrafın belirmesi ve filmde mutfaktan kalan zamanlarında iki üç dize mırıldandığını gördüğünüz bu kadının nasıl olup da 20. yy’ın en önemli kitaplarından biri olan “ariel”e imza atmış olduğunu anlayamayacaksınız. açıkçası film “plath” ile ilgili birşeyler edinmek, şiirleri, şairliği, hakkında ipuçları almak isteyenleri tam anlamı ile hayal kırıklığına uğratırken, aşk, aldatma, kıskançlık, gözyaşı gibi ikonlara televizyon dizilerinden alışık olanlara hoş da gelebilecek türden...

belki de “plath”le aynı özlemlere ihtiraslara tutkulara sahip insanların kendi kendilerine
“işte bende aynı acılar içindeyim, bende hiçbir zaman yazamayacağım” dedirtmek isteyen bir yeni bir tür... film onun çocukluğu, babası ve annesi hakkında, küçücük bir çocuk hakkında yazdığı şiirlere yer vermeden sanki hayatı “hudges” ile tanışması sayesinde başlamış gibi gösteriliyor ama gerçekler acıdır; “sylvia plath”bütün o çamaşır, bulaşıkla iki güzel çocukla birlikte mükemmel şiirler yazmış; bu tip filmlere asla sığdıramayacağımız kadar büyüklükte bir kadın şair...

bu tip filmler tamamen belgesel formatında olmalı demiyorum ama, bu iki edebi şahsiyetin zaten hassas olan ilişkisi popüler sinemaya kurban edilmemeliydi.

bana kalırsa sizde, “sylvia” filminin sizde bırakcağı iki saatlik uyuşma ve soru işaretleri ile birlikte eve dönüp “plath”in şiirlerini bir kez daha okuyun. “plath”in şiirlerini okuyun diyorum, çünkü “plath” filmde gösterildiği gibi, susma cesareti gösteremeyen ahmakların imrendiği bir yalnızlığın kurbanı, sadece kocasını kıskanan ve kendisini yok etmek isteyen aciz bir kadın değildir. batının yaşam düzeneğine baş kaldıran bir cengaverdir.

ve onun şiirlerini okursanız görürsünüz ki hayatında hiçbirşey onun yazma tutkusunun, şiirle varolma savaşımının önüne geçememiştir. aslında filmde üzerinde durulmayan bunalımınında belki de en temel nedeni budur.

“sylvia plath”, şiirlerini okuyalım atalım maskelerimizi de, aydınlanalım biraz; onun güzel gülüşü ile zihnimiz açılsın. yazdığı son şiirinden bir alıntıyla saygıyla eğiliyorum,
“sylvia” önünde bir kez daha kadınlığımdan gurur duyarak...


büsbütün olur kadın
ölü gövdesi
başarının gülümsemesini kuşanmış
( uc / edge)
30.06.2005 21:15 liia

abd'li şair sylvia plath, 27 ekim1932'de massachusettes eyaleti boston'da doğdu, 11 smith college'ı bitirdi. fulbright bursuyla ingiltere'ye giderek cambridge üniversitesi'ne bağlı newnham college'de öğrenim gördü. 1956'da ingiliz şair ted hughes'la evlendi. bir süre amerika'da, daha sonra da ingiltere'de, cornwall'da oturdular. plath 1963'te londra'da canına kıydı.

30.06.2005 21:13 liia

bayan lazarus

işte yine yaptım
her on yılda bir
böyle bir tane beceririm

bir tür ayaklı mucize, tenim
bir nazi lamba siperliği kadar parlak,
sağ ayağım

tüy kadar hafif
yüzüm ifadesiz, incecik
yahudi kumaşından.

çözün kundağı
ah, sevgili düşmanım.
korkutuyor muyum? -

burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
acı nefesi
ertesi gün yok olacak.

yakında, çok yakında
vahim bir öldür gücü
evimde, etimde olacak

ve ben işte gülümseyen bir kadın.
daha sadece otuzunda.
ve kedi gibi dokuz canlıyım.

bu üçüncü sefer.
ne lüzumsuzluk
on yılda bir imha.

bu ne çok iplik.
çekirdek yiyen kalabalık
itişir içeri görmek için

ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
muhteşem soyunmalar.
baylar, bayanlar

bunlar ellerim benim,
bunlar dizlerim.
bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

ben de onlardandım, tek tip kadın işte
ilk seferinde on yaşındaydım.
kazaydı.

ikinci seferinde istedim
bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
üstüstüme kapaklandım.

tıpkı bir midye gibi.
tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
solucanları

ölmek
bir sanattır, herşey gibi.
özellikle iyi yaparım.

bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
sanki gider gibi bir davete.

bunu yapmak çok kolay bir hücrede
ölmek ve kımıldamamak
ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

güneşli bir günde geri gel
aynı yere, aynı yüze, zalim
eğlenen çığrışlara:

'mucize!'
işte bu yere yıkar beni.
ama bir bedeli var.

yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
kalbimi dinlemenin ----
hakikaten çalışıyor.

bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
bir sözün, veya bir dokunuşun.
ya da biraz kanımı akıtmanın.

bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
eee, herr doktor.
eee, herr düşman.

sizin eserinizim ben,
paha biçilmez,
altın topu bebeğinizim

bir çığlığa eriyen
dönüyorum ve yanıyorum.
gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

kül, kül -
külü eşele bak.
etten kemikten eser yok----

bir kalıp sabun
bir nişan yüzüğü
altın bir diş.

herr tanrı, herr şeytan
savulun
savulun.

küllerin arasından
doğrulurum kızıl saçlarımla
ve çıtır çıtır adam yerim.




30.06.2005 21:12 liia

"dişlerini sıkarsın, ürkek duyarlılığından ötürü kendini küçümseyerek,insanların yaşamları boyunca bireyselliklerinin ister sevgi,ister devlet ya da örgüt olsun,makineyi andıran bir diktorya tarafından acımasızca ezilmesine nasıl katlanabildiklerini düşünerek.bir insanı biricik olmaktan olağan durumuna indirerek..."
29.06.2005 19:38 desdemona