sennur sezer, 63 yaşında bir şair. lise üniforması üzerindeyken yazdığı şiirlerden bugüne, işçi kızların gözleriyle anlattıklarını şiire taşıdı o. 1960lı yılların başında bir genç kız, "şiirinde yeni olan ne?" sorusuna, "tek göz odalarda çabuk büyüyen çocukları, işçi kızların cumartesi tükenen haftalıklarını, ekmeğe satılık kadınları, kapalı gözlerle sevişmeleri, yorgun kazmaları anlatarak yanıt veriyordu.
bu anlatı, türkiye'nin büyük çalkantılardan geçtiği, darbeler, kırımlar yaşadığı yıllar boyunca yenilenerek sürdü. askeri cunta günlerinde, 1982 yılında yayımlanan "sesimi arıyorum"da arayışını şu sözlerle özetledi:
bir ses arıyorum
yeni bir şiire başlamak için
bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz
çocuğun ilk ağlayışınca güzel
bir ses...
sennur sezer, "çünkü umutsuzluk yasaktır" diye sürdürdü bu şiiri ve "gece karardıkça güneşin yaklaştığını" anımsattı. aradığı sesin adresini de veriyordu bu şiirle... 1960'lı yılların başlarında örgülü saçlı genç bir kızken saptadığı adresti bu.
siir kitaplari:
gecekondu (1964), yasak (1966), direnc (1977), sesimi ariyorum (1982),
kimlik karti (secme siirler, 1983), bu resimde kimler var (1986), afis
(1991).
çocuğunun söylediği
bir çocuk "hayır" dediğinde
göğe bakın
kuşlar uçuşuyor mu
yoksa bir uçak mı yaklaşan
kuşkulu
uyku mu karşı koyduğu
yoksa kararan ekran
bir gülüşün ölümü
kırılışı mı bir oyuncağın
büyür çocuk
insan
hayır
varlık, ağustos 1996
akşam türküsü
kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
soğan doğra kıyma koy ateşi kıs
ateşi kıs pirinçler diri kalsın
salçalı pilavlar votkalar kahkahalar
ödemez arkadaşsızlığımı
zor günler yaşadım
utanmam anmaktan
çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım
kocaman sözler iri göğüsler hantallıktı simgem
utanmam
ama akşamları
bu boşunalık duygusu kapıyı çalmadan
usulca ilişiverir yanıma
çocuğu giydir parklara çık
işten dönenleri gözle
köfte güzel olmuş saçın yakışmış
orhan ağbi ölmüş... artık yazmıyor musun?
kirazlar aldandı
ben aldanmadım
ayşeyi büyüttüm
büyüttüm öfkemi... arkadaşsızlığı
çirkinliği
hadi saçlarını kes ninniler söyle:
kızımın da adı ayşe
yiğit atılır ateşe
bu ışık böyle büyüsün
iş düşmez bir gün güneşe
hadi çamaşırları yıka ölülere ağla
ninni söyle:
kızımın da adı bengi
dünyaya saldığım türkü
sular aktıkça durulur
bozuk yapılar yıkılır
çürür sarı yaprak gibi
hadi kendini yen hadi kendini