ingilizce notları |
20 / 36 not | tümü | not ekle |
cagatay 12.11.2003 |
ingilizce ogrenmek sart degil evet. sonucta bir secim bu. ingilizce ogrenmek istemeyen biri ornegin bogazici gibi bir okulu listesinden cikarip turkce egitim veren bir okula gidebilir. mezun olduktan sonra ornegin illa ki ingilizce gerektirmeyen bir iste calisabilir. eger ki yurt disina (spesifik olarak ingilizce konusulan ulkeler diyelim) cikmak gibi bir plani varsa tek basina dolanmak yerine ingilizce bilen birisini yaninda goturmeyi yahut rehberlere guvenmeyi tercih edebilir. hepsi secim sonucta. buna ingilizce ogrenmemenin sonuclarini kabul edip ona gore bir yasam kurmak da diyebiliriz. fakat hem ingilizce ogrenmeyi secip hem de bu durumdan dert yanmak durustce degil fikrimce. ingilizcenin uluslararasi dinamikler goz onune alindiginda bir dayatma olarak gozukmesi normal. bu konuda bir itirazim yok kimseye. benim itirazim, ingilizce ogrenmeyi, bu dayatmayi, secip sanki baska secenekleri yokmus gibi bir soylem icine girip sorumluluktan siyrilmaya calisanlara. daha once dedigim gibi ingilizce ogrenmek istemeyen biri pekala bu yolu secebilir. ama bu durumda sorumlulugu alir. bundan ote mevcut durumda, ornegin bogazici'nin ogretim dilinin ingilizce olmasinda bir sorun goruyorsak bunu degistirmenin yollarina bakalim. fakat verili kosullarda bogazici'nde okuyabilmenin olanaginin ingilizce ogrenmekten gectigini gormezlikten gelemeyiz. |
cagatay 13.11.2003 |
ben ingilizce'nin dayatma oldugu fikrine katiliyorum. bunu daha once birkac kez belirttim zaten. fakat ingilizce ogrenmek ayni zamanda bir secimdir de. bu iki durumun bir arada olmasi celiski midir? degildir. soyle ki; ingilizce egitim mevcut tarihsel kosullarda zorunlu olarak yuzlestigimiz bir iktidar politikasidir. bunun gecmisteki tarihsel baglantilarina girmicem uzun uzun. aslolan su an icin bu gercekligi yasamak zorunda oldugumuz. bu zorunluluk bir secimdir ayni zamanda. cunku her halukarda bir secim hakkimiz var. secimin sonucunun olumlu veya olumsuz olmasi simdilik onemli degil. zorunluluk secim hakkini yok etmez. sadece kendi dayattigi secenegi daha belirgin kilar. dayatma diye bu secenegi secmek baska seceneklere yuz cevirmektir. ki bunlarin arasinda dayatma olarak gordugumuz gercekligie karsi kendi alternatifimizi yaratmak da var. dayatmayi secmekten dert yanmak bu baglamda durustce degil. dayatmadan sikayetimiz var ise insiyatif alip kendi secenegimizi olustururuz. "ornegin bogazici'nin ogretim dilinin ingilizce olmasinda bir sorun goruyorsak bunu degistirmenin yollarina bakalim" diye de belirtmistim daha once. ayrica ozneyi dayatma karsisinda pasif bir konumdaymis gibi de algilamayalim. ozneler ne yaptiklarinin farkinda bence. bu anlamda aptal gibi sifatlarla da nitelendirilemezler. sorun daha cok sorumluluk almaktan kacmak gibi geliyor bana. ya da sorumlulugu disariya atmak da diyebiliriz.
turkiye'de dogmayi, bundan ote dogmayi ben secmedim. bu konuda yapabilecegim birsey yok. derdim de degil zaten. ama yapabilecegim baska seyler var. ornegin icinde bulundugum tarihsel kosullari donusturmek gibi. fakat sunun da farkindayim ki donusturme kapasitemi verili olanaklar cercevesinde kullanabilirim. yoktan birsey yaratamam. varolani donusturebilirim ancak. bu anlamda, turkiye'de dogmus olmam gercekligi ile turkiye cumhuriyeti devletinin politikalarinin gercekligi karsisindaki konumlanisim birbirinden ayri seyler. |
cagatay 11.11.2003 |
bence soz konusu olan bir dilin uluslararasi somuru duzeniyle baglantili olarak dunyada en cok konusulan dil olmasi, yoksa ingilizce ilk ortaya cikisinda bir somuru mekanizmasi filan degildi herhalde. yanlissam duzeltin. bu baglamda ingilizce mevcut tarihsel kosullarda dayatilan bir dil olarak algilanabilir. fakat dayatma diye ingilizce ogrenmemek gibi bir luksumuz olamaz bence. isteyen ogrenmez tabi, sonuclarina da katlanir. ingilizcenin bugunku durumu internetten cok farkli degil. internet de bir anlamda hegemonik guclerin ivmelendirdigi bir mekanizma. ama iletisim icin surekli kullandigimiz bir olusum. internet sadece iktidardakilerin araci degil. iktidara karsi olanlarin da araci konumunda. ayni sekilde ingilizce de illa ki iktidardakilerin araci olmak zorunda degil. ornegin dunyanin farkli koselerindeki farkli diller konusan devrimciler bu dil sayesinde iletisime gecebiliyor. hic bir devrimci de cikip "ingilizce kapitalistlerin dilidir kardesim, bundan sonra rusca konusalim aramizda" demiyor. demez, diyemez. gulerler adama:) |
|
yol 19.11.2003 |
valla dogru soyluyosun. |
|
durruti 27.11.2004 |
ingilizce öğrenmek ya da pratik yapmak isteyenler için çok faydalı bir site http://www.dersimizingilizce.com/default.asp... şu anda ücretsiz eğitim veriyorlar, paralıya geçene kadar indirilecek çok güzel dosyalar var, çabuk olun, bu kıyağımıda unutmayın:)) |
semra 12.11.2003 |
lisedeyken ingilizce dersimize müzik ogretmeni girerdi. bize o zamanlardan ne kadar gerekli bir sey oldugunu ögrettiler. |
|
seda 12.11.2003 |
so what? |
|
umaykarabas 15.11.2003 |
"dil bir sömürü aracıdır." önermesinden yola çıkarak şunu diyebilir miyiz?: farklı diller için burada yapılan tartışma, herhangi bir dili kullanan tek bir bireyin kendi varlığına, var oluşuna da direk uygulanabilir. şöyle ki, birey iletişim kurma gereksinimi hissediyorsa (ya da bu öğretilmişse), bu gereksinimini bir dil aracılığıyla karşılar. "onun" dilini "öteki" bilir mi?
bilme konusunun "bataklık zemin"inden ötürü iletişim, dili kendiliğinden bir ortaklığa sürükler. işte bu noktada, birey (bireyin toplumsallığını tavuk-yumurta hikayesi açısından bir kenara bırakıyorum şimdilik.) bu ortaklığın sömürüsü altına girer diyebiliriz. saçma bir örnekle anlatmak gerekirse, mesela kitap dediğimde türkçe bilen herkes ne dedğimi bilir mi? pek anlatmak olmadı sanırım... neyse biraz da bunu demek istiyordum... burdaki "dil öğrenme zorunluluğu tartışmasını" az daha ileri (ya da geri) götürerek şunu diyorum, "kendi" dilimizi de konuşmak ve hatta konuşmak zorunda değiliz. iletişimin araçları, araç olduklarını dayattıkları ölçüde aslında kendilerini olumsuzluyorlar. |
|
ahandoshira 16.11.2003 |
bir tv kanalında ingilizce simültane çevirmenim. arkadaşlar, dünyaya önce hakim olur ondan sonra dilini hakim kılarsın. salt dille emperyalizm olmaz. mühür kimdeyse süleyman odur diyorum yani. türkçeyi ingilizceden en az on kat daha çok seviyorum ama dünyayı tayyip erdoğan değil george w. bush yönetiyor. bilimsel araştırmalar da odtü'de değil massatchussetts teknoloji enstitüsünde yapılıyor. tartışılması gereken "niye ingilizce öğreniyoruzdan çok, niye gerekli diğer şeyleri adam gibi öğrenmiyor da sonra ingilizce öğrenmek zorunda kalıyoruz" olsa gerek. |
|
kertenkele 16.11.2003 |
ahondoshira ya kesinlikle katıldığımı belirterek bir ekleme yapmak istiyorum.yukarıda birkaç arkadaş bu dili mutlaka öğrenmek istediğinden bahsediyor.yanılıyorsam düzeltin ama bana kalırsa-ki şu anda uygulama anaokullarında yapılıyor-bu dili 14-15 yaşına kadar öğrenemediyseniz ve öğrenmekte ısrarlıysanız (çat pat değil, adam gibi)mutlaka ingilizce konuşulan bir ülkeye gidip orada öğrenmeniz gerekiyor, kurslarla programlarla olmaz, kanımca. |
|
yol 17.11.2003 |
osmanli avrupanin ortasina yugoslavyaya kadar turkce konusturmasaydi, bugun oralarda ne turk kalirdi (aslinda turk olduklarini bilmezlerdi), ne de musluman (aslinda musluman olduklarini bilemezlerdi)...
ve bugun gencler ne oldugumuzu (ve ne olduklarini) bilmiyor!. |
|
umaykarabas 17.11.2003 |
kızılderililer de türkçe biliyor o zaman? :))))) (just in case belirteyim ki muhalefet yapmıom.) (aaa mesela şimdi hem türkçe hem ingilizce yazdığım için ben de bir nevi kızılderili sayılabilirim :)))) ) (ama aslında hepimiz kardeşiz zaten di mi?) |
|
yol 13.11.2003 |
joshua arkadasim, ben zaten yazmis olduklarini bir onceki yazimin son paragrafinda aynen su cumlelerle aktarmistim;
"kisacasi ingilizce bir secenek degil dayatmadir. bu hem ingilizlerin gelismisliginin dayatmasidir hem de bizim geri kalmisligimizin (kendimize) dayatmasidir." yani dogru diyorsun biz de fransizlar, almanlar, japonlar, yunanlilar gibi gelismis olabilseydik bizde her daim ingilizce konusmak zorunda kalmazdik. yunanistan hakkinda verdigin istatistiklere ben de bir ornek vereyim; fransa ve almanyada ingilizce bilme orani yunanistandan geri kalmaz iken, bu iki ulke vatandaslarindan (almanlar belki) birini tutup bir insaata goturup, saatlerce tecavuz etsen de adamlar "help me!" diye bagirmaz. bunun en buyuk sebebi yakin tarihte savasmis olmalari ve tarih boyunca dusman olmalari, diger onemli sebebi ise bir somurge ulkesi olan fransanin baska bir somurge ulkesinin dilini kullanarak kendini "somurge" durumuna dusurmek istememesidir. cunku dil bir somurge aracidir ve somurge eylemi internet ve benzeri teknolojik dayatmalarla gerceklestirilir. ayrica fransayi ilgilendiren hicbir diplomatik dokumani fransizca metni olmadan yasallastiramazsin. |
|
yol 13.11.2003 |
demek ki, ingilizce biz 3. dunya ulkeleri icin dayatilmis bir somurge metodu, fransa gibi gelismis ulkeler icin ise uluslararasi iliskilerde kullanilan "ek bir dil" anlamina gelmektedir. |
|
yol 14.11.2003 |
bildigim kadariyla dil yapisindan dolayi kurtce bilen biri ingilizce degil de, fransizcayi daha rahat ogrenebiliyor. sonucta kurtce, turkce gibi eklemeli dillerden ural-altay ailesine degil, bukumlu dillerden hint-avrupa ailesinin hindu-irani koluna baglidir. |
|
yol 12.11.2003 |
guzel yazmissin ellerine saglik. "fakat hem ingilizce ogrenmeyi secip hem de bu durumdan dert yanmak durustce degil fikrimce." bunu yazarken vicdanin sizlamadi mi usagum:) sen turkiye cumhuriyeti vatandasi olmayi kendin mi sectin? hadi bu soruyu pas gecelim. turkiye cumhuriyetini yoneten idari ve mulki amirler, senin fikirlerini, bekledigin hayat standartlarini, egitim kalitesini, saglik hizmetlerini vs sana sunabiliyor mu? sunabiliyor ise zaten dert etmeyen kesimdensindir. ama sunamadigini dusunuyor ve bu durumu dert ediyorsan bunca yildir bu memlekette ikamet edip neyi bekliyorsun? ya dert etmeyeceksin yada bu memleketi terk edeceksin (senin soylemine gore), oyle mi?
kisacasi ingilizce bir secenek degil dayatmadir. bu hem ingilizlerin gelismisliginin dayatmasidir hem de bizim geri kalmisligimizin (kendimize) dayatmasidir. en basit ornegi, bilgisayar programciligini ogrenmek istiyorsan "ingilizce bileceksin!." ;) |
|
shela 12.11.2003 |
çalıştığım şirkette ingilizce anadil gibidir.ve ben sadece fransızca konuşabiliyorum.tüm konulara fransız kalıyorum.yurt dışından arayanlarla da yarım yamalak dialog kurup arkadaşlardan yardım alıyorum ama olmaz ki bu böyle gitmez ki.en kısa sürede en acil haliyle ingilizce öğrenmeliyim.işin ilginci ailemde annem dahil olmak üzere herkes şakır şakır ingilizce konuşur.of ya of.varmı aranız da bana ingilizce öğretecek bir baba yiğit.madem ingilizce en gerekli dildi de neden bize fransızca,almanca öğrettiler. |
joshuatree 12.11.2003 |
sorun ingilizce sorunu değil. suçu dile atmayın.
bilgisayar programcılığını öğreneceksen, ingilizce bilmelisin, neden ? çünkü bilgisayarı bulan adam amerikalı, internet cia için bulundu, interneti bulan adam m.i.t'de profesör, intel amerikan şirketi, dünyanın en iyi bilgisayarları pentagon için yapılır. senin toplumun, ar-ge'ye beş para ayırmazken, hayal peşinde koşan adamlara(bize göre hayal yani) deli bütçeler veriliyor. ondan sonra da ingilizce şudur budur, dayatmadır. uzay parsellenirken, mars'ta koloni kurulmaya çalışılırken, dna'nın sırları çözülürken, hala yok türbandı, yok camiydi, kiliseydi, sağcı, solcuydu uğraşırsak bunlar gayet doğal. dünyada tek sağcı-solcu bizde mi var? peki bu adamlar neden birbirine girmiyor sürekli? biz bir dini paylaşamazken, adamlar aynı dinin içindeki katoliklik, protestanlık,vs. ile uğraşıyorlar. niye bu adamlar hiç kavga etmez? bence kimsenin ingilizce öğrenmeme gibi bir lüksü yok. imkanı olmayanlara lafım yok tabi ki. ayrıca da ben, ingilizce bilmeyen bir dışişleri bakanını, ya da başbakanı içime sindiremiyorum. hatta bu adamlar birkaç dil bilmeliler. bu arada, yunanistan alfabesini değiştirmedi ama yunanistan'da ingilizce bilme oranı neredeyse 80%lerde, not edin lütfen. türkiye'deki okuma-yazma oranına yakın. |
|
shela 11.11.2003 |
ıstatıstık 1: japonlar hemen hemen hic yagli yemek yemiyorlar, ve
orada kalp krizinden ölüm orani ıngilizlerle amerikalilara gore daha az, ıstatıstık 2: ıtalyanlar asiri olcude yagli yemek yiyorlar, ve orada da kalp krizinden ölüm orani ıngilizlerle amerikalilara gore daha az, ıstatıstık 3: ıspanyollar hemen hemen hic kirmizi sarap icmiyorlar, ve orada da kalp krizinden ölüm orani ıngilizlerle amerikalilara gore daha az, ıstatıstık 4: fransizlar asiri olcude kirmizi sarap iciyorlar, ve orada da kalp krizinden ölüm orani ıngilizlerle amerikalilara gore daha az, sonuc: ınsani yedigi ictigi degil, "ıngilizce konusmak" öldürür. |
|
yol 11.11.2003 |
ingilizce konusmak oldurur. bkz: ingilizlerin somurge haline getirmek istedikleri ulkeler ve o ulkelerde katlettikleri insanlar... |
ingilizce ile ilgili notlar |
3 not | not ekle |
|
omat 03.07.2009 |
zeugma"zeugma"nin kelime kokeni yunanca'ymis ve "bağlamak" anlamina geliyormus.ingilizce'ye de ayni sekilde girmis ama daha cok dilbilgisinde "iki ilgisiz cumleyi baglamak" anlamina geliyormus. yani, ornegin "ayse'nin ve telefonunun sarji bitti" diyince zeugma yapmis oluyoruz. |
|
desdemona 02.08.2005 |
telesurson olarak telesur yönetimi daha fazla materyale sahip olmak ve enformasyon ağını derinleştirmek amacıyla el cezire ile stratejik ittifaka gidebileceğini duyurdu.el cezire'nin de ortadoğu haberleri ve yeni kuracağı ingilizce kanal aracılığıyla telesur'a destek vermesi gündemde.ne diyek chavez,bush'u nerden vuracağını çok iyi biliyor... |
|
sadegazoz 24.09.2005 |
lostnoir desir'in des figures des visages albümünün onuncu ve süper sarkısı.şarkı fransızca olup nakaratları ise ingilizcedir.pourras-tu le faire i`m lost... pourras-tu le dire tu dois tout essayer tu dois devenir tu dois voir plus loin tu dois revenir egaré en chemin tu verras le pire pour trouver le sud sans perdre le nord après les certitures au-delà des bords i'm lost but i'm not stranded yet i'm lost but i'm not stranded yet dans les yeux des femmes dans la marie-jeanne dans la techno-cité pour manipulés grand combat de chairs colline enflammée dans l'ombre ou la lumière pôle halluciné pour courir ventre à terre brouillard et fumée consommer consumer recracher de l'air dans le dérisoire dans les accessoires dans le feu des possibles au coeur de la cible dans la paranoïa dans la schizophrénia un maniacopéra pharmacopérave i'm lost but i'm not stranded yet i'm lost but i'm not stranded yet entre les dérapages entre les lignes d'orages entre temps entre nous et entre chien et loup au maximum du voltage a peine est passé le message au fil du rasoir encore une fois c'est la vie qui s'entête acharnée au-delà des images qu'on reflète chacal, charogne, chaman, sachem magie noire ou blanche inscrite à la sacem des poumons d'or belphégor ici, maintenant, à la vie, à la mort n'oublie pas ton sourire pour ce soir si tu sors un jury t'attend n'injurie pas le sort entre les dérapages entre les lignes d'orages entre temps entre nous et entre chien et loup au maximum du voltage a peine est passé le message au fil du rasoir dans les corridors sur les baies vitrées des insectes écrasés qui chechaient de l'or dans les ministères dans les monastères dans les avalanches au bout de la planche des combats d'autorité des conflits d'intérêts des types ignifugés veulent ma fusée des désenchanteurs un train à quelle heure des pirates des corsaires sans aucun repaire tu dois voir plus loin tu dois revenir tu dois tout essayer tu dois devenir tu dois devenir tu dois devenir i'm lost but i'm not stranded yet i'm lost but i'm not stranded yet |
ingilizce haritası |
işaret bulunmuyor | yer işaretle |
ingilizce fotoğrafları |
fotoğraf bulunmuyor | fotoğraf ekle |
ingilizce fotoğraf albümleri |
fotoğraf albümü bulunmuyor | fotoğraf ekle |
ingilizce aktiviteleri |
aktivite bulunmuyor | aktivite ekle |
geçmiş ingilizce aktiviteleri |
geçmiş aktivite bulunmuyor |
ingilizce yazıları |
yazı bulunmuyor | yazı ekle |
ingilizce konuları |
tartışma konusu bulunmuyor | konu ekle |
