gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



gezgin » halim şafak

notlar

4 / 5 not | tümü
ömrüm diyorum çok acemi hayat çok usta
-sesi içinde boğulanın kendi sesinden-

sesimi duymayacak kadar yalnızım hayat
iki kişi arasında gidip gelmek kadar anlamsız
her odanın kapısı için bir anahtar edindim
çevirdim çevirdim hiçbiri açılmıyor ne çare

ayrılık böyle yaşanıyormuş demek bunca hayat
boşu boşuna debelenip durmakmış zahir

ellerim kimin ellerini tutsa hızla soğuyor ölüm
böyle birden başlıyormuş insanın gövdesinde

kapılar birbiri ardına açılır belki kar yağar
pencereden ömrüme tekrar girerim kime ne
aile okul arkadaş ortamı nasılsa her şey kurgu
kim kime benziyor kim kimi anlıyor bilmem
ama bildiğim ne varsa unuttum

neşter bileğlenmiş bıçak gibi dolanıp durdukça
ellerimi uzatıyorum damarlarımı kesse bari

upuzun geceydi hayat galiba yalnız kaldım
sokaklardan geçip gidiyor yol bilmez ömrüm
ömrüm diyorum çok acemi hayat çok usta

kime aşkı sorsam yanıt yok sevişmek deyince
aklım karışıyor gözlerimi kapatıyorum nasılsa

hangi ecza yalnızlığın ilacı olabilir bir bilsem
acılar sesimi yükseltecek yarılanmış sigarayı
alıp avucumda söndürüyorum ne yapsaydım

kendime söz geçirecek insan değilim
kitaplar bir şeyler söylemez olalı çok oldu
şiir ömrüme hiç uğramıyor sözcükler bana kırgın
avlusu olmayan evim hayat kapısı bana kapalı

çiçek yetiştirdiğim hiç olmadı
ne zaman sulanır hiç bilmem

sokakta insanlar hayattan söz ediyor sevgilim
paranın erdeminden evinden arabasından
konuşmaya vaktimiz olmuyor sevişmek içinse çok geç
ama evinin anahtarları hâlâ çantamda kapıyı
açsam süzülsem içeri benim bu evin kızı
gitmeye çoktan hazırım midemde ağır bulantı
kussam rahatlarım ama kim temizleyecek
hayat kötü bir düş iyi demeye dilim varmaz

yalnızım bunu kendime bile söylemiyorum
kapıyı bir açsam kanım boşalacak içime
bakir bir dünya kalmadı haberim yok ecza
sürdüğüm her yarayı oyuyor tükürüyorum
bu hayatın tam da dibine kadar girmişim
biri vardı yalnızın biri çoktan bırakıp gittim
beni hatırlatıyor yazdığı her mektup yanıtsız
bıraktım hayata dair sorularımı dünya
kendi kapımdan geçmeyeceksem neye yarar
acemi bir kızım yine kasıklarım sancıdı
kendimi unuttuğum yeri hatırlamıyorum etrafım
olmadı benim sesimi sakladım durdum

şimdi bağırıp duruyorum biri duysa bari!
11.07.2007 11:37 omk

aşk hiçbir şey

seni anlamaktan geliyorum kaç kez
balkonun içinden geçiyor anılar
öğleüstü bakkallar peynir ekmek üzüm
satıyor insan kendine ait ne varsa

senin çantan benim gömleğimin sol cebi kırmızı
vinston yanıyor sönüyor yanıyor sönüyor duman
kül karışıyor konuştuklarımıza zaman sarı su

sonra herkes kendine uzak ayışığı
tahta masalar sallanıyor sözün ağırlığından
ben ne zaman konuşsam
sesim dağılıp gidiyor içinde
seninle hayatı oynamaya geldik biz
hangi maske daha çok yakışır yüzümüze

şimdi senin kentin ne kadar düzenli yollar geniş
kim önüne çıksa kayıp
gözlerinin ucunda yanık bir sigara

kaldırıma herkesten önce oturmuş gececi
seni anlamaktan geliyorum kaç kez
hayat kaç adresi belirsiz mektup
kaç kez yüzünde boğuldum öldüm
kaç kez kimselere duyurduğum yok
aşkhiçbirşey aşkhiçbirşey
23.11.2006 03:42 omk

çok geç kaldım

gece ağırlaşarak üstüme yıkılıyor
öldüm sanıyorum

beni bu saatte uyanık tutan şarkılar birazdan
odanın içinde yavaş yavaş kaybolup gidecek
puslu bir hava dört duvarı dolanıp
doğru çıkacak balkona

masada unutulmuş kitabın sayfaları hep açık
harfler sözcükler kendini tekrar ediyor
aynı dizeleri kurup duruyor durmadan
ölüm çıkıyor her şiirin üstünü kazıdığımda
omzumdan çocukluğum bana bakıyor
aklımda kalanları hatırlamaya çalışıyorum

geceleyin odam pencerelerini üstüme kapatıyor ne varsa
balkon kapısı çarpıp duruyor ömrüme
yabancı ne varsa dağılıyor odaya

ben bir tek hayatı anlamıyorum ölüm neyse
o da odur demeye nedense dilim varmıyor
terimi ıslak bir mendille siliyorum dünya
bundan sonra naklen bir savaştan başkası hiç değil
şiir geri çekiliyor harfleri dağılıyor alfabenin
hiçbiri yerli yerinde durmuyor her şey baştan
başa ölüm kokuyor üstüme fesleğen dalları atıyorum
destimin suyunu bu kez ben dolduruyorum
mezarımın bakacağı yönü belirliyorum

her şey üst üste yığılsın dursun
ne çıkar bundan
birini aramadıysam adını anmadıysam
mektup yazmadıysam telefon açmadıysam güz
muhitimize çoktan gelmiştir ve hiçbir zaman gitmez

sararmış bir hayatı dökülürcesine yaşadım durdum
yaşadığım kent her geçen gün daha fazla mezarlığa benzedi
apartmanlar mezar taşı balkonlar çok oldu
çiçek saksıları yıllar var ki sulanmadı ben anladım
ölüm gitsin diye hayata seferler düzenledim
gecenin en derin yerine kendimi bıraktım
kimse çıkarmadı
geriye ölümden başka ne kaldı
bu soruyu sormak için çok geç kaldım

çok geç kaldım bundan epeyidir benim bile haberim yok!
23.11.2006 03:41 omk

bozuk imla

kimseye yağmurun nasıl yağdığını anlatmadım
yaprakların nasıl döküldüğünü kimse bilmezdi
nasıl hatırlamam hayatım uzun bir güzdü
ondan geriye hiçbir şey kalmadı

ben birkaç kişi yürürdüm kendimden habersiz orda
burda dergi dağıtırdım parasını vermeseniz de olur
duvarlara yazı yazdığımı kim uydurduysa külliyen yalandır

bozuk bir imlayla yazdım okudum yazdım
okudum her satırın altını çizdim hepsi karaydı
gün aşırı tükenen kalemim ondan biliyorum
şiire hiç sözüm geçmedi o ne isterse yaptım
hatıralarım asi çekildiğim her fotoğraf kara
aşka hiç laf ettirmem haberiniz olsun

yalnızdım birkaç kişi yürüdüm nereye gittiysem
yolumu şaşırdım sarı ışıklar hiç sönmedi
gençliğimi çoktan kurban verdim saçlarım ağardı
her dağ ardında bir yolum oldu kasabaya doğru
yollandım kalbim kesikler içinde ne yapsam
damla kanı akmıyor devletin inadına bıçağı sürtüyorum
sürttükçe gençliğimi ovaladım sanıyorum nafile
camı kararmış bir denizci feneri önümde yürüyor sallandıkça
isli ışığı kalbime üşüşüyor dememi bekliyorum

ben o camı her gün yıkayıp kuruluyorum ne fayda
her seferinde elimde kırılıyor kan çıkmıyor devletten
geceyi yırtıyorum belki ay aydınlık
gecede yolumu bulurum nereye varırsam
varayım gençliğim oluyor boş bıraktığım sandalyeye
çoktan devlet oturmuş sevgilim beni hatırlamıyor

kitapları üst üste yığdım dergiler öylece dursun
gazete kesiklerini hemen saklamak lazım ne olur
ne olmaz bir sabah kuşluk vakti devlet
kapımı birkaç kere vurur ben evde yokum

üniformasını çoktan giymiş bir tüfektir gece
kim bilir kaç kez evimin önünden geçer
gider devlet ben onu her gün kaç kere vururum
ama kan çıkmaz valla kanı çıkmaz ne yapsam
ortaokulu dört yılda bitirmiş çocuğum hayatım bütünleme
gençliğim ne zamandır bana sürtünüp duruyor

imlası bozuk bir türkçe ne zaman evimin önünden geçse
ben pencereye koşarım sokak karanlıktır
duvara ne varsa okumanın tam zamanı
ama bir söksem bağırıp çıkacağım kalbim
kan çıkmayan devletin o saat içinden
çocukluğum ki {ece ayhan} biliyor doğrusunu
devlet dersinde çoktan öldürüldü nasıl bilmem

upuzun dehşettir {devlet} çoktan mermisini kalbime savurdu!
20.06.2006 10:42 omk