gezgin » "baader-meinhof"
|
|
Baader-Meinhof çetesi, 68-77 yılları arasında Almanya'da çok ses getiren eylemlere imza attı. Almanya'da bir dönem Mccarthy Amerika'sını hatırlatan insan avı ve tarihe geçecek yargılama skandalları da bu çetenin etrafında gelişti. Örgütün en önemli iki liderinden biri olan Ulrike Meinhof, iki çocuk annesi bir gazeteciydi. <BR><BR>Ünlü yazar Heinrich Böll, bu paranoyak dönemi Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru adlı eserinde çok başarılı biçimde anlattı. Eserini daha sonra Margarethe von Trotta ile birlikte tiyatroya da uyarladı. O dönemdeki insan avı öyle bir boyuta ulaşmıştı ki Böll, Alman hükümetini ülkeyi terkedip vatandaşlıktan çıkmakla tehdit etti.Çünkü onun evi bile aranmıştı. Oysa örgütün 1970'de 20 olan toplam üye sayısı 1977'de ancak 100'e ulaşmıştı. <BR><BR>Sinemacı Margarethe von Trotta'nın yeğenlerinden biri, bu örgütün üyesi olduğu iddiası ile öldürüldü. Tarih 17 Kasım'dı ve Baader Meinhof Çetesi uzun bir sessizliğe gömüldü. O tarih daha sonra bir başka Kızıl Tugay Fraksiyonunun ismi olacaktı. <BR><BR>Jean Paul Sartre tarafından Nazi Almanya'sına yakışacak şekilde tanımlanan yargılama süreci ise 1977'de tamamlandı. <BR><BR>Andreas Baader, Jan-Carl Raspe ve Gudrun Ensslin'in 18 Ekim 1977 sabahı Stammheim Cezaevinde öldükleri duyuruldu. Andreas Baader ve Jan -Carl Raspe, hücrelerinde tek kurşunla vurulmuş bulundular. Gudrun Ensslin asılmıştı. Dördüncü mahkûm Irmgard Möller'in göğsü ise bıçakla deşilmişti.<BR><BR>Mayıs 1976'da hücresinde asılı bulunan Ulrike Meinhof'un ölümü de o günün Alman basını tarafından bir intihar haberi olarak sunulmuştu. Yükselen itirazlar üzerine uluslararası bir inceleme komisyonu oluşturuldu ve intihar teşhisi yalanladı.<BR><BR>Liderlerinden Brigitte Mohnhaupt, 25 Mart 200''de şartlı tahliye edildi.
evet film kesinlikle beklentileri karşılamaktan çok uzaktı. bence yönetmenin en büyük hatası duygulardan uzaklaşıp işi stile dökmesiydi. filmin afişlerinden de anlaşılacağı gibi tarz, nasıl derler style, asıl öğe haline gelmiş. iki fotoğrafta da bu hissediliyor zaten; sert çocuk andreas önde dikilirken, ürkek ulrike erkeğinin arkasına saklanıyor. gerçek hayatta hücresinde başına kurşun sıkılarak öldürülen andreas baader, filmin sonunda polislerle çatışırken ölüyor. söylenebilecek olumsuz çok şey var tabi... ama ne olursa benim için kişisel nedenlerden dolayı özel bir film... ayrıca içinde mc5, stone roses, can, trans am gibi grupların bulunduğu film müzikleri gerçekten çok güzel...
mighty loser
christopher roth'un "baader" filminde konu çok yüzeyden geçiyordu. filmden çıkınca, insanın aklında, güzel kadınlarla çevrili bir grup iyi aile çocuğu junkie'nin sıkıntıdan vandal eğilimler göstermelerine indirgenmiş bir hikaye kalıyor. söylenmek istenenlere ve hareketin kendisine dair pek birşey verilmiyordu diye düşünüyorum. satır araları beni rahatsız etmişti.
bize insan hakları dersi veren almanların hapishanede intihar ettiler süsüyle ortadan kaldırdığı çete