acının, öfkenin, şiddetin ve başkaldırının egemen olduğu kitapların yazarı. kırmızı pelerinli kent ve kabuk adam yazarın keyifle okunan kitapları. ancak kitaplarını okudukça hep aynı öfke ve acıyla karşılaşıyor insan, öykü etkileyici olsa da anlatım kendini tekrarlamaktan öteye gidemiyor.
"{şiddet} {ötekileştirme} ile başlar.biz olmayanı işaret ettiğimiz an.onu {dil}siz bir nesneye,yalnızca bizi tanımlamak için var olan bir şeye çevirdiğimizde.sözünü engellediğimiz,geçersiz kıldığımızda..bunları yapalım ki ; gasp ettiğimiz haklar zaten yokmuş gibi görünsün."
genç yaşında türk edebiyatının güçlü kalemleri arasına girmiş yazarlardan...{muhalif} ve duyarlı tavrıyla da takdir ettiğim bi şahsiyettir.
seninle benim aramdaki
dünyanın en uzun dizesi,
bir ucundan girince,
yokluğuna rastlıyorum.
çaresizce uzaklaşırken,
gövde ve kesilmiş kafa birbirinden,
hep ötekine kalıyor yaşam.
sen bana eşit uzaklıktasın, ben sana,
diyorlar birlikte.
öyleyse ayrılık diye bir şey yok
seninle benim aramdaki,
topu topu iki adım,
gölgelerimiz serilmiş soluk soluğa
savaşçılar gibi
kılıçlarını bırakmış.
ayrılık
yitip gidenin gecesi
sevişmeyi öğreteceğim sana,
geceleri büyüyen gizli ellerimle
dal budak saran seni: filizlenen geceyi.
gözlerini aldım senden,
karanlığa bakma ve korkma diye,
koyu bir karanlıksın şimdi sen
dünya, içine kıvrılıp gözlerini yumar.
uyanma diye ve hatırlayıp ağlama
kurumuş bir kabuktur hayat
görünmez bir elin soyduğu
özünden daha yumuşak.
ama her şey ağlar yitip gidenin gecesinde.
emmeyi öğreteceğim sana
toprağın sütünü
kabardığı an koyu uykusunda
kesilmeden dünya düşleriyle.
kör bir kaplan gibi çırpınsan da,
kollarımda tutacağım seni,
kemiklerinin kafesinden kurtuluncaya değin.
dağ rüzgarlarıyla, azar azar, yitip gidene değin.